İçeriğe geç

Masumiyet

Kaderin ve Tutkunun Gölgesinde Ruhsal Bir Yolculuk

Zeki Demirkubuz‘un 1997 yılında çektiği ikinci uzun metrajlı filmi ve Türk Sinemasının En İyi 10 Yapımı makalemizde de bahsettiğimiz Masumiyet, insan ruhuna, çaresizliğe ve kaçınılmaz yazgıya yönelen en çarpıcı Türk filmlerinden biridir. Demirkubuz’un gençlik yıllarında pazarcılık ve işportacılık yaparken gözlemlediği insanlardan izler taşıyan yapım, kenar mahallelerin, ucuz otel odalarının ve pavyonların karanlık dünyasında doğmuştur. Hikayenin temeli oldukça sade fakat bıraktığı etki ise bir o kadar güçlüdür. Suça tutkuyla bağlı bir adam, ona aşık bir kadın ve o kadının peşinde kendi hayatını tüketen başka bir adam. Film, büyük toplumsal sözlere ya da gösterişli anlatım oyunlarına ihtiyaç duymuyor. Hayat karşısında defalarca yenilmiş insanların acılarına ve bütün kayıplarına rağmen ayakta kalma çabalarına yakından bakıyor. Mekanlarda da karakterlerin davranışlarında da abartıya yer yok. İyilik ile kötülük, tıpkı gerçek hayatta olduğu gibi birbirine karışıyor.

Hikaye, on yıllık hapis cezasını tamamlayan Yusuf’un tahliye edilmesiyle başlıyor. Evli olan ablasının gizli ilişki yaşadığı adamı öldüren Yusuf, hayatının uzun bir bölümünü cezaevinde geçirmiştir. Dışarıdaki dünyaya tamamen yabancılaşmış, özgürlük düşüncesinden bile uzaklaşmıştır. Bu nedenle serbest kalmak onu sevindirmez aksine cezaevinden ayrılmak dahi istemez. Tahliye sonrası ablası ve eniştesinin yanına gider. Ancak burada sıcak bir aile ortamı yerine soğukluk, gerginlik ve şiddetle karşılaşıyor. Bu evde kendisine yer olmadığını anlayınca İzmir’e doğru yola çıkar ve ucuz bir otelde oda tutar. Uğur, Bekir ve Uğur’un küçük kızı Çilem ile yolları da bu otelde kesişir. Bu karşılaşma, Yusuf’un hayatını tümüyle değiştirecektir.

Çilem bir gece aniden rahatsızlanır. Onu hastaneye götüren Yusuf, bu tuhaf ailenin hayatına böylece dahil olur. Zaman geçtikçe Uğur ile Bekir’in acılarla dolu hikayesini öğrenmeye başlıyor. Uğur, geceleri pavyonlarda şarkı söyleyen bir kadındır. Aklında ise yalnızca Zagor vardır. Zagor, işlediği suçlar nedeniyle şehirden şehre, bir cezaevinden diğerine gönderilmektedir. Uğur da ondan kopamadığı için gittiği her yerde peşinden sürüklenir.

Bekir ise Uğur’a duyduğu karşılıksız sevda uğruna ailesini, dükkânını ve sahip olduğu saygınlığı geride bırakmıştır. Yıllardır Uğur’un peşinde şehir şehir dolaşmakta, uğradığı bütün aşağılanmalara ve çektiği yoksulluğa rağmen ondan vazgeçememektedir. Kır gezisi sırasında Bekir’in Yusuf’a hayatını anlattığı sahne, filmin kuşkusuz bizde iz bırakan en önemli anlarından biridir. Bekir, Uğur için nelerden vazgeçtiğini ve yaşadığı bütün acılara rağmen neden hâlâ onun peşinden gittiğini anlatır. Uğur’un kendisini sevmediğinin farkındadır. Yine de bu sevdadan kurtulamayacağını kabul etmiş, başına gelenleri kendi yazgısı olarak görmeye başlamıştır.

Bekir’in bir sabah otel odasında yaşamına son vermesi, herkesin hayatını değiştirir. Onun ölümünden sonra Yusuf, sanki geride kalan boşluğu doldurmak zorundaymış gibi Uğur ile Çilem’in yanında kalır. Çilem’le ilgilenmeye, Uğur’un pavyon yolculuklarında ona eşlik etmeye başlar. Bir süre sonra Zagor cezaevinden kaçar. Ardından başlayan kovalamacanın sonunda, Uğur ile Zagor’un polisle girdikleri çatışmada öldüğü haberlerden öğrenilir. Yusuf, geride kalan küçük Çilem’i yanına alıp İstanbul’a döner. İstanbul’da eski cezaevi arkadaşı Orhan’ın babasını bulduğunda beklemediği bir gerçekle karşılaşır. Meğer Orhan ile Zagor aynı kişidir. Cezaevinde hayatını kaybeden arkadaşının kefene sarılmış bedeni karşısında duran Yusuf için bütün parçalar sonunda birleşir. Böylece hikaye, başladığı yere dönerek tamamlanır.

Yusuf, kendi kararlarını almak yerine hayat nereye sürüklerse oraya giden, zararsız ve sessiz biridir. On yıllık hapishane hayatı onu dış dünyadan o kadar koparmıştır ki, tahliye olunca ne yapacağını bilemez, sudan çıkmış balığa döner. Ablasının evindeki huzursuzluktan kaçıp bir otel odasına sığınması, ardından da Bekir ile Uğur’un tekinsiz hayatlarına çekilmesi onun bu pasif yapısını gösteriyor. Bekir öldükten sonra sanki onun rolünü devralır, Uğur kendisini reddetmesine rağmen küçük kızı Çilem’e sahip çıkar. Aslında Yusuf, özgürlüğün getirdiği ne yapacağını bilememe hissindense, başkalarının acısına ortak olup o yükü taşımayı tercih eden bir karakter.

Bekir, Uğur’a olan takıntılı aşkı yüzünden rahat hayatını, ailesini ve babasının dükkânını hiç düşünmeden silip atmış biridir. Uğur’un kendisini asla sevmeyeceğini, aklının da kalbinin de sadece Zagor’da olduğunu bile bile onun peşini bırakmaz. Dayak yemeyi, vurulmayı, ucuz otel odalarında sefalet çekmeyi ve Uğur’un yanında bir sığıntı gibi yaşamayı kabullenmiştir. Bekir’in yaptığı şey basit bir aşk değildir; insanın kendi sonunu bile bile hazırlamasıdır. Sonunda içindeki acıyı taşıyamaz hale geldiğinde de sessizce hayatına son verir.

Uğur, dışarıdan bakıldığında sert, soğukkanlı ve hayatın sillesini yemiş bir pavyon şarkıcısı gibi durur. Ama derine inildiğinde, kendi sevdası uğruna her türlü acıya göğüs geren yorgun bir kadındır. Katil sevgilisi Zagor’un peşinden şehir şehir gezerken, yanında sürüklenen Bekir’e de sonradan hayatına giren Yusuf’a da asla sahte umutlar vermez. Sınırlarını net çizer ve kendi cehenneminde yaşamayı kabul eder. Çevresindekiler onu görünüşe bakıp yargılasa da, Uğur aslında inandığı aşka sonuna kadar sadık kalan güçlü bir duruşa sahiptir.

Zagor, film boyunca neredeyse hiç görünmediği halde bütün karakterlerin hayatını gizlice yöneten bir gölge gibidir. Uğur’u, Bekir’i ve en sonunda Yusuf’u peşinden sürükleyen o büyük felaketin tam ortasında durmaktadır. Çilem ise yetişkinlerin dünyasındaki bu şiddetin ve bencilliğin tek sessiz tanığı durumundadır. Uğur hamileyken dayak yediği için konuşma ve duyma engelli doğan bu küçük kız, otel lobisindeki televizyona sığınarak yaşamaya çalışmaktadır. Aslında Çilem, filmin o karanlık dünyasındaki tek gerçek masum simgedir.

Film, insanın kendi kaderi karşısındaki çaresizliğini sarsıcı bir şekilde anlatmaktadır. Karakterler felaketlerden kaçmak için büyük çabalar harcamamaktadır. Aksine, başlarını öne eğip yollarına öylece devam etmektedirler. Hayatın getirdiği yenilgileri bu şekilde kabullenmek, kaçamadıkları kaderleriyle bir bakıma barışma çabasıdır. Zeki Demirkubuz, hayatta hep kazananları değil, sürekli kaybeden ama yine de yaşamaktan vazgeçmeyen insanları önümüze koymaktadır.

Filmin ismindeki masumiyet kavramı da hikaye boyunca durmadan sorgulanmaktadır. Sinemadaki alıştığımız iyi ve kötü kalıpları bu yapımda tamamen yıkılmaktadır. Katil bir mahkûm, pavyonda çalışan bir kadın veya ailesini terk etmiş bir adam topluma göre suçlu sayılsa bile kendi içlerinde insani bir sıcaklığa sahiptirler. Hiç kimse tamamen melek ya da tamamen şeytan değildir. Burada masumiyet, günahsız olmak değil, çamurun ortasında bile içindeki sevgiye ve bağlılığa sahip çıkabilmektir.

Hikaye, gerçek hapishane ile insanın kendi içinde yarattığı hapis hayatını eşitlemektedir. Yusuf’un dışarı çıkınca korkup hapse geri dönmek istemesi, özgürlüğün bazen ne kadar ürkütücü olabileceğini göstermektedir. Bekir ile Uğur ise parmaklıklar arkasında olmasalar bile tutkularının esiri haline gelmişlerdir. Yani insanı asıl hapseden şey demir parmaklıklar değil, kalbinde büyüttüğü o vazgeçilmez arzular olmaktadır.

İlişkiler bitmeyen bir döngü halinde ilerlemektedir. Bir karakter sahneden çekildiği an diğeri onun yerini almakta ve aynı acılı yolu yürümeye başlamaktadır. Bekir öldükten sonra Yusuf’un onun kaldığı yerden Uğur ile Çilem’in peşine takılması, bu acının bir nöbet değişimi gibi devredildiğini kanıtlamaktadır. Sevmek artık mutluluk getiren bir duygu olmaktan çıkmış, insanı tüketen ağır bir yüke dönüşmüştür.

Masumiyet filmi, insan acısını süslemeden tüm çıplaklığıyla sunan sinamamızın en güçlü yapımlarından biridir. Ağır ve hüzünlü havasına rağmen ucuz duygu sömürüsüne kaçmaması, filmi zamansız kılmaktadır. Yapım, hayatın her zaman başarılarla dolu olmadığını, yenilgilerin ve karşılıksız sevdaların da insanı şekillendirebileceğini bizlere gösteriyor. Karakterler ne kadar dibe vurursa vursun, içlerindeki bağlılık duygusu masumiyetlerini koruyan tek dayanaktır. Masumiyet, izleyiciyi kendi yalnızlığı ve kaçınılmaz kaderiyle baş başa bırakan kesinlikle unutulmaz bir hikayedir.

Galeri bölümümüzden filmi izleyebilirsiniz.

Yorum Yap