Makinist

Hiç Uyumadan Nasıl Uyanırsın?

2004 yapımı Makinist, psikolojik gerilim denince akla gelen en sarsıcı filmlerden biri. Yönetmen Brad Anderson’ın başarısı kadar, başrol oyuncusu Christian Bale‘in bu rol için büründüğü inanılmaz hal de filmi bir efsaneye dönüştürüyor.

Film, uykusuz kalan bir adamın hikayesini anlatmakla kalmıyor, suçluluk duygusunun bir insanın hem zihnini hem de bedenini nasıl yavaş yavaş bir hapishaneye çevirdiğini çok iyi gösteriyor. Bir yıldır gözüne uyku girmeyen fabrika işçisi Trevor Reznik’in yaşadıklarını izlerken, gerçekle hayal arasındaki o ince çizgide biz de kayboluyoruz.

Anlatılanlar aslında modern insanın kendi vicdanıyla verdiği, bitmek bilmeyen o zorlu savaşın bir yansıması gibi hissettiriyor.

Christian Bale ve İnanılmaz Dönüşümü

Makinist denince akla gelen ilk şey kuşkusuz Christian Bale’in bir iskeleti andıran o ürkütücü görüntüsü oluyor. Sinema dünyasında pek çok oyuncu rolleri için kilo değişimleri yaşasa da Bale’in Trevor Reznik karakteri için yaptıkları, oyunculuk sınırlarını zorlayan ve resmen hayati risk taşıyan bir seviyedeydi.

Ünlü oyuncu bu rol için tam 28 kilo vererek 54 kiloya kadar düştü. Bir yetişkin erkek için bu rakamın ne kadar tehlikeli olduğunu tahmin etmek pek de zor değil..

Bale, bu aşırı değişimi aslında karakterin iç dünyasındaki çöküşü dışarıdan da belli etmek için göze aldı. Trevor Reznik sadece uykusuzluk çeken biri değil, aynı zamanda ruhsal olarak da günden güne yok olan bir karakterdi. Bale de karakterin tam anlamıyla ölümün kıyısındaymış gibi görünmesi gerektiğine inandığı için bu zorlu yolu seçti.

Hatta durum o kadar ileri gitmişti ki, Bale daha fazla kilo vermek istese de yönetmen Brad Anderson ve yapımcılar sağlığından ciddi endişe duydukları için onu bir noktada durdurmak zorunda kaldılar.

Christian Bale bu hazırlık sürecinde sadece fiziksel olarak zayıflamakla kalmadı, aynı zamanda bambaşka bir zihin yapısına büründü. Enerjisinin bu kadar dibe vurması, onda tuhaf bir sakinlik ve duygusal bir durgunluk yarattı.

Makinist çekimleri biter bitmez Bale, hayatının belki de en büyük sınavlarından biriyle karşı karşıya kaldı. Christopher Nolan’ın Batman Başlıyor filminde Bruce Wayne karakterini canlandırması gerekiyordu. Bir iskelet görüntüsünden bir süper kahramana dönüşmek için sadece altı ayı olan Bale, bu kısa sürede yaklaşık 45 kilo alarak inanılmaz bir gelişim gösterdi.

Yönetmen Brad Anderson, Makinist’i basit bir gerilim filminden ziyade yavaş yavaş ortaya çıkan bir kabus gibi kurguladı. Asıl hedefi, izleyiciyi uykusuz bir adamın zihnine hapsedip zaman algısının nasıl bozulduğunu onlara bizzat hissettirmekti. Filmin o ağır ve yavaş ilerleyen temposu, uykusuzluğun yarattığı sersemletici ve uyuşturucu etkiyi adeta kopyalıyor.

Filmin çekim aşaması da en az konusu kadar ilginç detaylar barındırıyor. Hikaye Kaliforniya’da geçiyor gibi görünse de bütçe imkanları nedeniyle tüm çekimler İspanya’da, Barselona çevresinde yapıldı. Yönetmen Anderson, Barselona’nın sanayi bölgelerini kullanarak her yere benzeyen ama aslında hiçbir yere ait olmayan bir Amerika atmosferi yarattı. Çevrede hiçbir Amerikan markasının veya kültürel simgenin bulunmaması, ana karakter Trevor’ın dünyadan ne kadar kopuk ve yalnız olduğunu vurgulayan müthiş bir teknik başarıya dönüştü.

Filmin görsel dünyası, ana karakterin içindeki kederi yansıtan özel bir renk paletiyle örülmüş diyebiliriz. Görüntü yönetmeni Xavi Gimenez, Trevor’ın yaşadığı dünyayı soğuk griler, hastalıklı yeşiller ve donuk mavi tonlarıyla adeta bir kafese hapsetmiş. Bu renk tercihleri izleyicide bitmek bilmeyen bir soğukluk ve rahatsız edici bir temizlik hissi uyandırıyor. Öte yandan filmde karşımıza çıkan kırmızı detaylar, yani Ivan’ın arabası veya buzdolabından sızan kan gibi unsurlar, Trevor’ın bastırdığı anılarını ve suçluluk duygusunu harekete geçiren birer alarm sinyali görevi görüyor.

Işıklandırma konusunda ise florasan lambaların o çiğ ve insanı huzursuz eden ışığından yararlanılmış. Mekanlar çoğunlukla karanlığa gömülmüş ve karakterlerin yüzleri keskin gölgelerle ikiye bölünmüş. Bu yöntem bir yandan Trevor’ın bir iskeleti andıran zayıflığını iyice gözler önüne sererken, diğer yandan zihninin karanlık noktalarını simgeliyor. Kamera açıları da bu psikolojik savaşı destekleyecek şekilde ayarlanmış. Trevor’ın kendini çaresiz hissettiği anlarda yukarıdan yapılan çekimlerle o iyice küçültülürken, hayallerin etkisiyle özgüven kazandığı sahnelerde aşağıdan yapılan çekimlerle olduğundan daha korkutucu gösteriliyor.

Trevor Reznik’in yaşadıkları, bir yıl boyunca uyuyamayan bir adamın sadece fiziksel olarak çökmesiyle sınırlı değil. Bu hikaye aslında bir insanın kendi geçmişinden kaçmaya çalışırken nasıl kendi içine hapsolduğunun acıklı bir öyküsü. Trevor uykusuzluğun kendisini öldürmediğini iddia etse de zihni onu içten içe bitiriyor.

Filmin en gizemli figürü olan Ivan ortaya çıktığında Trevor’ın hayatı tamamen değişiyor. Kel kafası, ürkütücü gülüşü ve parmak yerine dikilmiş ayak parmaklarıyla Ivan, aslında Trevor’ın asla sahip olamayacağı o rahatlığın ve neşenin bir yansıması gibi duruyor. Ancak olaylar geliştikçe Ivan’ın aslında gerçek bir kişi olmadığı, Trevor’ın kendi suçluluk duygusundan yarattığı bir hayal olduğu anlaşılıyor.

Ivan tam da Trevor’ın dikkati dağıldığında beliriyor, tıpkı bir yıl önceki o korkunç kazada olduğu gibi. Hatta Ivan’ın sürdüğü kırmızı araba, Trevor’ın kaza yaptığı aracın aynısı. Bu durum Trevor’ın kaçmaya çalıştığı o ağır gerçeğin farklı maskelerle sürekli karşısına çıktığını gösteriyor. Fabrikada bir iş arkadaşının kolunun kopmasına neden olan kazada Ivan’ın Trevor’ın dikkatini dağıtması, aslında Trevor’ın kendi içindeki yıkıcı gücün dışarı vurulmuş halinden başka bir şey değil.

Havalimanı kafesinde çalışan garson Maria ve oğlu Nicholas, Trevor’ın hayatındaki tek güvenli liman gibi görünür. Ancak onlarla kurduğu bu bağ da aslında bir hayal perdesinin arkasında gizlidir. Maria, Trevor’ın çarparak ölümüne sebep olduğu çocuğun annesinin hayali bir yansımasıyken, Nicholas ise bizzat o çocuğun zihinde güzelleştirilmiş halidir. Trevor bu ikiliyle vakit geçirerek bir anlamda vicdanını rahatlatmaya ve sahip olamadığı aile huzurunu bu sanal dünyada bulmaya çalışır.

Havalimanındaki saatin her zaman tam olarak 01.30’da durmuş olması da büyük bir anlam taşır. Bu saat aslında Trevor’ın hayatının karardığı ve o geri dönüşü olmayan hatayı yaptığı anı temsil eder. Trevor gerçek dünyaya ya da Maria’ya asla tam olarak bağlanamaz çünkü zihni o 01.30 anında takılıp kalmıştır. Bu durum, ağır bir travma sonrası yaşanan hafıza kaybının ve gerçeklikten kopuşun sinema tarihindeki en etkileyici anlatımlarından biridir.

Makinist’in senaristi Scott Kosar, hikayeyi yazarken klasik Rus edebiyatından ve özellikle Dostoyevski’den bolca ilham almış. Hatta bu filmi Suç ve Ceza romanının günümüze uyarlanmış hali gibi düşünebiliriz.

Trevor Reznik, yaptığı büyük bir hatadan sonra vicdan azabıyla kavrulan, zihni paramparça olan ve sonunda her şeyi itiraf ederek huzur bulan bir karakter. Bu özellikleri sayesinde Trevor, edebiyat dünyasının en ünlü karakterlerinden biri olan Raskolnikov ile çok büyük benzerlikler gösteriyor.

Dostoyevski’nin Öteki (The Double) isimli eseri, filmdeki Ivan karakterinin yaratılmasındaki en temel ilham kaynağı diyebiliriz. Trevor ve Ivan arasındaki o tuhaf ilişki, aslında karakterin kendi karanlık tarafıyla ve saklamaya çalıştığı gerçek kimliğiyle yüzleşmesini temsil ediyor. Ayrıca filmde Trevor’ı yine Dostoyevski’nin bir başka eseri olan Budala kitabını okurken görmemiz de boşuna değil. Bu detay onun aslında özünde saf ve iyi niyetli biri olduğunu ama yaşadığı ağır travmanın onu gerçeği seçemeyen birine dönüştürdüğünü simgeliyor.

Filmdeki edebiyat göndermeleri sadece kitap isimleriyle de bitmiyor. Lunaparktaki o meşhur Route 666 sahnesinde üzerinde açıkça Suç ve Ceza yazan bir tabela dikkat çekiyor. Hatta Ivan ismi bile Karamazov Kardeşler romanında şeytanla konuştuğu sahnelerle bilinen Ivan Karamazov karakterine bir selam niteliği taşıyor. Tüm bu ince ayrıntılar, Makinist’in sadece sıradan bir gerilim filmi olmadığını, arkasında çok derin ahlaki ve felsefi bir dünya barındırdığını kanıtlıyor.

Filmin belki de en akılda kalıcı sahnelerinden biri, lunapark gezisindeki o yol ayrımıdır. Trevor ve Nicholas korku tünelinde ilerlerken karşılarına iki farklı yol çıkar. Bir tarafta Kurtuluş, diğer tarafta ise Cehennem yazısı görülür. Trevor her defasında bilinçaltının bir oyunu olarak sola, yani karanlığa ve cehenneme giden yolu seçer. Bu tercih aslında onun suçunu itiraf edip rahatlamak yerine, acı çekmeye devam etmeyi ve hayaller içinde yaşamayı tercih ettiğini simgeler.

Ancak filmin finaline doğru Trevor, karakolun yolunu tutmak için sağ yolu seçer. Bu an, onun nihayet ahlaki olarak doğru olanı yapmaya karar verdiği ve içsel huzura, yani kurtuluşa giden yolu bulduğu o büyük dönüşümü temsil ediyor.

Makinist, vizyona girdiği dönemde eleştirmenlerden tam not almayı başardı ve zaman geçtikçe sinemanın unutulmaz kült eserleri arasına girdi. Christian Bale’in bu filmdeki performansı, bugün bile oyunculuk sanatının ulaştığı en üst noktalardan biri olarak gösteriliyor. Film, uykusuzluk, vicdan azabı ve insanın kendini arayışı gibi herkesi etkileyen temaları, kendine has bir görsellik ve muazzam bir oyunculukla birleştirerek sinema tarihinde sarsılmaz bir yer edindi.

Roger Ebert gibi usta sinema yazarları, bu filmi bir ruh halini yansıtma konusundaki büyük bir başarı olarak tanımladı. Makinist, izleyicisine tüm cevapları hazır bir şekilde sunmuyor. Aksine onları ana karakter Trevor ile birlikte ipuçlarını toplamaya ve kendi tahminlerini sorgulamaya davet ediyor. Filmin o meşhur hiç uyumadan nasıl uyanırsın? sloganı, aslında Trevor’ın gerçeğe dönüş yolculuğunun anahtarı sayılıyor. Yani gerçek anlamda uyanmak için önce uykusuzluğa yol açan o büyük kabusla yüzleşmek gerekiyor.

Daha Fazla Göster

Bir yanıt yazın

Başa dön tuşu