2024 yılında dünya genelinde büyük ses getiren Bibi Dosyaları (The Bibi Files) belgeseli, günümüz İsrail tarihinin en çalkantılı dönemine ışık tutan devasa bir tanıklıklar bütünüdür. Yönetmen Alexis Bloom ve yapımcı Alex Gibney, daha önce hiç görülmemiş polis sorgu kayıtlarını kullanarak soykırımcı ve savaş şuçlusu Benjamin Netanyahu’nun siyasi yolculuğunu, aile hayatını ve hakkındaki yolsuzluk davalarını derinlemesine inceliyor. Belgesel, Netanyahu’nun koltuğunu bırakmama isteği ile mahkemeden kurtulma çabası arasındaki bağı net bir şekilde gözler önüne seriyor.
Belgeselin arkasındaki hikaye de en az yapımın kendisi kadar ilginç. Her şey 2023’ün başında, kimliği belirsiz birinin yapımcı Alex Gibney’e gizli bir mesaj atıp elinde binlerce saatlik sorgu kaydı olduğunu söylemesiyle başlıyor. Bu kayıtlar, Netanyahu, eşi, oğlu ve yakın ekibinin 2016-2018 yılları arasında rüşvet ve yolsuzluk suçlamalarıyla ilgili polise verdikleri ifadelerin ham görüntüleri. Gibney, bu sızıntının ne kadar büyük bir olay olduğunu anlayınca bölge siyasetini iyi bilen yönetmen Alexis Bloom ile el sıkışıp işe koyuluyor.
İsrail’deki gergin siyasi ortam ve devam eden savaş nedeniyle çekim süreci tam bir gizlilik içinde yürütülüyor. Yapımcılar güvenliği sağlamak için yatırımcılara bile ellerindeki görüntülerin içeriğini tam anlatmadan para toplamak zorunda kalıyor. Hatta birçok büyük medya kuruluşu, İsrail hükümetinden ya da siyonist yapıdan çekindiği için projeye yaklaşmak bile istemiyor. Buna rağmen ekip, İsrailli gazeteci Raviv Drucker ile çalışarak görüntüleri tek tek inceliyor. Sonuçta ortaya çıkan tabloda, Netanyahu’nun halkın önündeki güçlü lider imajı ile sorgu odasındaki çaresiz veya kibirli hali arasındaki dev fark net bir şekilde görülüyor.
Belgesel, İsrail’deki yasaklar ve büyük medya kuruluşlarının hukuki veya siyasi çekinceleri nedeniyle başlangıçta geniş bir dağıtım kanalı bulmakta zorlanmıştı. Ancak Tucker Carlson Network (TCN), belgeselin yayın haklarını alarak kendi platformu üzerinden dünya çapında izleyicilere sundu. Carlson, belgeseli İsrail’de yasaklanan ve Netanyahu hükümetinin gizli kalmasını istediği gerçekler vurgusuyla yayınladı. Kendi sadık izleyici kitlesine ve sosyal medyadaki devasa takipçi sayısına bu belgeseli duyurması, yapımın bir anda küresel bir fenomene dönüşmesini sağladı.
2026 yılı itibarıyla bu yapım adeta bir tarihi belge değerinde. John Oliver gibi dünyaca ünlü isimlerin bu belgeselden bahsederek Netanyahu yönetimini eleştirmesi, konunun milyonlara ulaşmasını sağladı. Filmin internet platformları üzerinden dünyanın her yerinden izlenebilmesi, Netanyahu’nun mağdur ediliyorum söylemlerini boşa çıkardı ve olayın hukuki detaylarından ziyade ahlaki boyutunu herkesin görmesini sağladı.
Yapım bu gizli kayıtlardan ibaret değil, Netanyahu’nun eski dostları, çalışma arkadaşları ve devlet görevlileriyle yapılan röportajlarla da destekleniyor. Bu konuşmalar, Netanyahu’nun koltuk sevdasının İsrail demokrasisine (tabi varsa) verdiği zararı açıkça gösteriyor. Belgesel 2024’te Toronto Film Festivali’nde ilk kez gösterileceği duyurulduğunda, Netanyahu’nun bu gösterimi durdurmak için mahkemeye başvurması zaten filmin ne kadar büyük bir yankı uyandırdığının en net kanıtı oldu.
Savunma, İnkar ve Öfke
Belgeselin en can alıcı kısımları, Netanyahu’nun sorgu odasındaki hallerini gördüğümüz sahneler. Görüntülerde Netanyahu oldukça özgüvenli, hatta zaman zaman karşısındaki polisleri küçümseyen bir tavır içinde. Kendisine yöneltilen suçlamalar için saçma, hayal ürünü veya akıl dışı gibi kelimeler kullanarak soruşturmayı yapan kurumların yetkisini bile takmıyor. O daracık ofisindeki sorgular sırasında arkasında duran devasa bölge haritası, aslında kendisini devletin ta kendisi olarak gördüğünün bir kanıtı gibi duruyor.
Normalde her detayı hatırlayan güçlü hafızasıyla övünen Netanyahu, iş zor sorulara gelince birden her şeyi unutuyor. Müfettişlerin kritik sorularına sürekli – Bilmiyorum. – Hatırlamıyorum. ya da – Böyle bir şey hiç olmadı. diye cevap veriyor. Fakat belgeseldeki diğer tanıkların anlattıklarıyla bu seçici unutkanlık yan yana gelince, biz izleyiciler onun bilerek inkar ettiğini hemen anlıyoruz. Polislerin yalan söylediğini ima ettiği anlarda sergilediği aşırı öfke ve tiyatral hareketler, aslında köşeye sıkıştığında nasıl saldırganlaştığını gösteriyor.
Belgesel boyunca Netanyahu’nun sadece bir şüpheli gibi değil, sorgucular üzerinde bile patronluk kurmaya çalışan bir lider gibi davrandığı vurgulanıyor. Sorgunun ortasında – Yapacak çok daha önemli devlet işlerim var. diyerek sabırsızlanan Netanyahu, kanunlar önünde herkesle eşit olduğu gerçeğini bir türlü kabul etmek istemiyor. Yönetmen Alexis Bloom’un da dediği gibi, bu durum bir liderin zamanla kendini yasaların ve ahlakın üstünde görmeye başlamasının yarattığı o tehlikeli güçlü adam psikolojisinin bir yansıması. Yapım, bu psikolojik savaşı ekrana taşıyarak gücün bir insanı nasıl değiştirebileceğini çok net bir şekilde analiz ediyor.
Dosya 1000
Belgeselin anlattığı yolsuzluk olaylarının başında Dosya 1000 olarak bilinen rüşvet davası geliyor. Bu dava, Netanyahu ailesinin Hollywood yapımcısı Arnon Milchan ve kumarhaneler kralı Sheldon Adelson gibi milyarderlerden sürekli lüks hediyeler almasını konu alıyor. Milchan’ın eski asistanı Hadas Klein’ın anlattıkları, bu işin ne kadar planlı ve zorlayıcı olduğunu kanıtlıyor. Klein, ailenin şampanya, puro ve mücevher isteklerini adeta bir sipariş hattı gibi yönettiğini, bu hediyelerin gizli isimler kullanılarak çantalarda ve soğutucularda gizlice taşındığını söylüyor.
Netanyahu’nun bu hediyeler karşılığında Milchan’a sağladığı iddia edilen ayrıcalıklar, devlet gücünün kişisel çıkarlar için nasıl kullanıldığını net bir şekilde gösteriyor. Belgeselde, Netanyahu’nun Milchan’a ABD vizesi alabilmek için dönemin ABD Dışişleri Bakanı John Kerry ile görüştüğü, hatta Milchan’ın işine yarayacak bir vergi indirimi için Maliye Bakanı Yair Lapid’e baskı yaptığı anlatılıyor. Lapid’in ifadesine göre, Netanyahu’nun kendisiyle konuştuğu tek ekonomik konu bu vergi meselesiymiş.. bu da durumun ne kadar kişiye özel ve tuhaf olduğunu kanıtlıyor.
Milyarder Sheldon Adelson ve eşi Miriam ile olan ilişkilerde ise işler biraz farklı ilerlemiş. Başta Netanyahu’nun en büyük destekçisi olan Adelson ailesi, zamanla eşi Sara’nın bitmek bilmeyen istekleri ve müdahaleleri yüzünden bu dostluktan bıkmışlar. Sızdırılan ses kayıtlarında Sheldon Adelson’ın, Sara Netanyahu’nun eşinin siyasetine karışmasının ülke için kötü olduğunu söylediği ve bu ilişkiyi bitirmek istediği duyuluyor. Miriam Adelson ise müfettişlere, ailenin bitmek bilmeyen şikayetlerinden ve telefonlardaki yüksek sesli bağırışlarından ne kadar rahatsız olduğunu anlatıyor. Bu sahneler, Netanyahu’nun iktidarda kalmak için ihtiyaç duyduğu maddi ve manevi desteği sağlamak adına ne kadar ileri gidebildiğini gözler önüne seriyor.
Dosya 4000
Bibi Dosyaları, Netanyahu’nun sadece lüks hediyeler peşinde olmadığını, medyayı da kendi çıkarları için bir propaganda aracı olarak kullanmaya çalıştığını detaylarıyla anlatıyor. Bu durumun en net örneği ise Dosya 4000 olarak bilinen vaka. İddiaya göre Netanyahu, İsrail’in dev telekomünikasyon şirketi Bezeq’in sahibi Shaul Elovitch’e şirketi lehine milyonlarca dolarlık ticari kıyaklar geçmiş. Karşılığında ise Elovitch’in haber sitesi Walla!’da kendisi ve ailesi hakkında hep güzel haberler yaptırmış.
Netanyahu’nun eski basın danışmanı olan ve sonradan itirafçı olup devlet tanığına dönüşen Nir Hefetz, belgeselde bu karanlık pazarlıkları tek tek ifşa ediyor. Hefetz, Netanyahu’nun haberlere bizzat müdahale ettiğini, kendisini eleştiren yazıları sildirdiğini ve rakiplerini kötüleyen içerikler hazırlattığını söylüyor. Belgesel, bu durumu bir demokrasinin en önemli kalesi olan basın özgürlüğünün, bir liderin koltuğunu koruması uğruna nasıl yok edildiğinin kanıtı olarak sunuyor.
Walla! sitesindeki bu oyunlar sadece siyasi haberlerle de sınırlı kalmamış. Eşi Sara ve oğlu Yair Netanyahu’nun imajını korumak için de sürekli talepler gitmiş. Hefetz’in anlattığına göre, Netanyahu ailesi kendilerini rahatsız eden en ufak bir fotoğrafı veya yazıyı değiştirtmek için Elovitch’e baskı kurmuş. Belgesel, bu kirli çıkar ilişkisinin sadece bir yolsuzluk olmadığını, halkın doğru haber alma hakkına ve demokratik kurumlara yapılmış sistemli bir saldırı olduğunu vurguluyor. Bu bölümler, Netanyahu’nun iktidarda kalmak için her yolu mübah gören anlayışını en çıplak haliyle gözler önüne seriyor.
Belgesel, Benjamin Netanyahu’nun bu iğrenç portresini çizerken ailesini de bu tablonun tam merkezine koyuyor. Çünkü onların yönetim üzerindeki etkisi çok büyük. Belgeselde Sara Netanyahu, kararlara bizzat karışan, atamalara müdahale eden ve devlet görevlilerine baskı yapan kişi olarak anlatılıyor. Sorgu odasında polislere karşı takındığı kavgacı tavır, yapılan soruşturmayı rezalet olarak görmesi ve – Kocamın Amerika’da ne kadar saygı gördüğünü biliyor musunuz? diye çıkışması, kendisini ve ailesini yasaların üstünde gördüğünü açıkça kanıtlıyor.
Birçok eski çalışan, Sara Netanyahu’nun Başbakanlık konutunda çalışanlara karşı çok sert ve baskıcı davrandığını söylüyor. Hatta bir çalışan, Sara’nın Beyaz Saray standartlarında bir lüks beklediğini, bu olmayınca da etrafındakilere saldırdığını iddia ediyor. Belgeseldeki en dikkat çekici yorumlardan biri de Benjamin Netanyahu’nun eşinden çekindiği ve onu sakinleştirmek için siyasi kararlarını bile değiştirebildiği yönünde. Filmde yapılan Lady Macbeth benzetmesi, bu ailenin kişisel hırslarının koca bir ülkenin kaderini nasıl etkileyebileceğini sarsıcı bir şekilde gösteriyor.
Oğul Yair Netanyahu da belgeselde babasından bile daha sert ve uzlaşmaz bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Miami’de lüks içinde yaşarken babasının siyasetini en uç sağ noktaya çeken Yair, sorgu odasında İsrail polisini Nazi dönemi polislerine benzetiyor ve bu soruşturmanın bir cadı avı olduğunu savunuyor. Yair’in sosyal medyadaki gücü ve haber sitelerindeki içeriklere müdahale etmesi, Netanyahu ailesinin gelecekteki sert çizgisinin bir işareti olarak yorumlanıyor. Ailenin hep birlikte kurduğu bu savunma ve saldırı sistemi, belgeselin ana konusu olan iktidar bağımlılığı ve herkes bize düşman psikolojisini gösteriyor.
Belgeselin en çarpıcı iddialarından biri, Netanyahu’nun Gazze’deki soykırımı bir savaşı gibi gösterip ve bölgedeki çatışmaları aslında kendi yolsuzluk davalarından kaçmak için bir kalkan olarak kullanması. Filmdeki yorumcular, Netanyahu’nun koltuktan indiği an dokunulmazlığını kaybedip hapse gireceğini, bu yüzden de iktidarda kalmak için bitmeyen bir savaş halini tercih ettiğini söylüyor (ki öyle). Bu bakış açısına göre, 7 Ekim saldırılarına gelene kadar izlediği politikalar ve ülkeyi ikiye bölen yargı düzenlemeleri, aslında İsrail’in güvenliğini zayıflatan temel sebepler.
Belgesel, Netanyahu’nun kendi davasını durdurmak için yargı sistemini bozma çabalarının halk içinde büyük bölünmelere yol açtığını ve bu zayıf görüntünün Hamas gibi grupları cesaretlendirdiğini öne sürüyor. Hatta 7 Ekim’den sonra bile rehineleri kurtarmak yerine savaşı uzatmaya odaklanması, filmde savaşın koltukta kalmak için bir araç haline getirilmesi olarak yorumlanıyor. Bu durum, bir liderin kendi paçasını kurtarmak için koca bir ülkenin güvenliğini ve barış umudunu nasıl harcayabildiğini acı bir şekilde gösteriyor.
Yönetmen Alexis Bloom, Netanyahu’nun bu taktiğinin sadece İsrail için değil, tüm dünya için ibretlik bir ders olduğunu söylüyor. İşine gelince her şeyi hatırlayan ama köşeye sıkışınca hiçbir şeyi hatırlamayan birinin, savaşın yarattığı karışıklığın arkasına saklanıp adaletten kaçmaya çalışması belgeselin asıl bizlere trajedisi. Film, savaşın yarattığı kaosu Netanyahu’nun en büyük sığınağı olarak tarif ederken, bu iktidar hırsının topluma ne kadar ağır bir bedel ödettiğini de izleyiciye hatırlatıyor.
Bibi Dosyaları belgeseli, İsrail yasaları nedeniyle bu ülkede resmi olarak gösterilemiyor. İsrail’deki gizlilik kanunları, devam eden davalara ait sorgu kayıtlarının mahkeme izni olmadan yayınlanmasını yasakladığı için yapım ülkede yasa dışı sayılıyor. Yukarıda da yazdığımız gibi, aslında Netanyahu’nun avukatları, filmin Toronto’daki ilk gösterimini durdurmak için çok uğraştı ama mahkeme bu isteği reddetti. İlginç olan şu ki, bu yasaklama çabaları filmi dünya çapında daha da merak edilir hale getirdi ve İsrail halkının ilgisini de artırdı.
Resmi bir yasak olsa da belgesel İsrail içinde internette adeta bir yangın gibi yayıldı. İsrailliler, kendi liderlerinin sorgu odasındaki hallerini görmek için VPN kullanarak veya sosyal medyaya sızdırılan videoları bularak bir şekilde ulaştılar. Yönetmen Bloom, filmin WhatsApp gruplarında ve gizli kanallarda korsan yollarla kapış kapış gittiğini söylüyor. Bu durum, günümüzde bilgiyi saklamanın ne kadar zor olduğunu ve baskıların teknoloji karşısında nasıl çaresiz kaldığını gösteren iyi bir örnek.
İsrail içindeki tepkiler ise ülkenin ne kadar bölünmüş olduğunu kanıtlıyor. Netanyahu’ya karşı olanlar filmi kanıtlanmış gerçekler olarak görürken, onu destekleyenler bu görüntülerin bir karalama kampanyası olduğunu savunuyor. Yine de bir başbakanın rüşvet iddiaları karşısındaki tavırlarını o kadar net görmek, en koyu taraftarların bile kafasında soru işaretleri yaratabiliyor. Film belki hemen bir siyasi deprem yaratmadı ama toplumun vicdanında derin bir iz bıraktığı ve Netanyahu’nun liderliğinin sorgulanmasına yol açtığı çok açık.
Eleştirmenler, Bibi Dosyaları‘nı bir belgesel değil de titizlikle hazırlanmış bir hukuki iddianame gibi görüyor. Yapım, süslü sanat kaygılarından ziyade gerçekleri tüm çıplaklığıyla anlatmaya odaklanıyor. Uzmanlar, yapımın sadece Netanyahu’yu değil, İsrail’in kurumlarının yolsuzluk karşısında ne kadar dirençli olduğunu da test ettiğini söylüyor.
Belgeseli izleyenler, Netanyahu’nun kişisel lüksleri için yaptığı harcamalar ile savaşın yarattığı yıkım arasındaki uçurumu gördüklerinde, meselenin basit bir yolsuzluk olmadığını, bir bölgenin geleceğinin çalındığını daha net anlıyor.
Gelecekte bu belgesel, İsrail en zor sınavını verdiği dönemi anlatan en önemli kaynak olarak hatırlanacak. Bir sözde liderin koltukta kalmak için yargıyı ve hatta ülke güvenliğini nasıl tehlikeye atabileceğini gösteren bu yapım, gelecek nesiller için de büyük bir uyarı niteliği taşıyor. Belgesel, adaletin er ya da geç yerini bulacağı umudunu taze tutarken, gerçeklerin hiçbir yasakla veya savaş bahanesiyle sonsuza kadar gizlenemeyeceğini tüm dünyaya kanıtlıyor.
Bibi Dosyaları, bir gazetecilik zaferi ve büyük bir cesaret örneğidir. Yönetmen Alexis Bloom, yapımcı Alex Gibney ve gazeteci Tucker Carlson çok zor şartlar altında ve büyük bir baskıya rağmen halkın bilmesi gereken gerçekleri ortaya çıkardılar. Belgesel, Netanyahu’nun maskesini düşürürken arkasındaki güç ağlarını, aile içindeki çekişmeleri ve bu yapının Orta Doğu’ya verdiği zararı tüm çıplaklığıyla sergiliyor.
Sonuç olarak Bibi Dosyaları, adaleti ve demokrasiyi savunmak için yapılmış en etkili işlerden biri. Savaşın ve yasakların gölgesinde kalan gerçekleri aydınlatan bu yapım, tarihte bir belgesel olarak değil, insanların uyanışına katkı sağlayan güçlü bir ses olarak kalacak. Netanyahu’nun sözde hukuk mücadelesi sürse de, bu belgesel sayesinde halkların vicdanındaki ve Dünya’daki varlığına dair karar çoktan verildi. Sadece zaman meselesi…




