Koşan Adam

Bir Distopik Gelecekten Yükselen Çığlık

1980’lerin sinema dünyasında geleceğe dair karanlık senaryolar havada uçuşurken, Paul Michael Glaser‘ın yönettiği ve Arnold Schwarzenegger’in başrolünde olduğu Koşan Adam (The Running Man) bu akımın en unutulmaz örneklerinden biri olarak hafızalara kazındı. Stephen King’in aynı isimli kitabından uyarlanan film, aslında acımasız bir medya düzeni eleştirisi yaparken bir yandan da insanın hayatta kalma mücadelesini anlatıyor. Günümüzün dijitalleşen, gerçekle kurgunun birbirine karıştığı dünyasına baktığımızda, yıllar öncesinden gelen bu hikayenin aslında ne kadar isabetli tahminlerde bulunduğu çok daha net görülüyor.

Film, 2017 yılının baskıcı Amerika’sında geçiyor. Ekonomi çökmüş, dünya genelinde açlık baş göstermiş ve toplum sürekli televizyon yayınlarıyla oyalanıp uyutuluyor. Bu yayınların en popüleri ise mahkumların Avcılar adı verilen katillerden kaçmaya çalıştığı ve canlı yayınlanan ölümcül bir şov olan Koşan Adam yani The Running Man. Arnold Schwarzenegger, işlemediği bir suç yüzünden haksız yere suçlanan ve bu ölümcül oyuna girmeye zorlanan eski bir polis pilotu olan Ben Richards karakterine hayat veriyor. Richards, bu vahşi oyunda sadece sağ kalmaya çalışmıyor, aynı zamanda bu yozlaşmış sistemi herkese ifşa etmeyi kafasına koyuyor.

Filmin atmosferi her ne kadar o dönemin bilim kurgu tarzıyla şekillenmiş olsa da, çizdiği gelecek tablosu gerçekten ürpertici. Şiddetin bir numaralı eğlence haline geldiği, halkın skandal olaylara aç olduğu ve medyanın her şeyi istediği gibi evirip çevirdiği bir dünya izliyoruz. Bu hikaye aslında George Orwell’ın 1984‘ü ya da Aldous Huxley’in Cesur Yeni Dünya‘sı gibi klasiklerin işlediği konuları, daha popüler ve aksiyon dolu bir çerçeveden önümüze getiriyor.

Arnold Schwarzenegger, Ben Richards rolünde adeta biçilmiş kaftan. Karakterin hem fiziksel gücünü hem de ironik mizah anlayışını başarılı bir şekilde harmanlıyor. Richards’ın Avcılar ile girdiği çatışmalardaki kurnazlığı ve tek cümlelik esprili replikleri filmin aksiyon-komedi dengesini sağlıyor.

Filmin gerçek parlayan yıldızı ise programının karizmatik ve vicdansız sunucusu Damon Killian rolündeki Richard Dawson. Dawson, yıllarca gerçek bir oyun şovu sunuculuğu yapmasının verdiği deneyimle, Killian karakterine olağanüstü bir inandırıcılık katıyor. Ekrandaki sahteliği ve manipülatif tavırları, seyirciyi ekrana kilitleyen gerçek bir kötü adam portresi çiziyor. Dawson’ın performansı filmin medya eleştirisinin bel kemiğini oluşturuyor.

Diğer yandan, Maria Conchita Alonso’nun canlandırdığı Amber Mendez karakteri, Richards’a yardım eden bir halk figürü olarak hikayeye dahil oluyor. Filmde ayrıca Jim Brown, Jesse Ventura ve Mick Fleetwood gibi tanıdık yüzler de Avcılar arasında yer alarak eğlence faktörünü artırıyor.

Koşan Adam, şiddetin eğlence olarak sunulmasının ve medyanın toplumu kontrol etme gücünün keskin bir eleştirisidir. Filmdeki Avcılar’ın her birinin kendine özgü bir şovmen kişiliği olması ve seyircinin favorileri için tezahürat yapması, günümüzdeki televizyon şovlarının ve sosyal medyanın popülerlik arayışının bir yansıması gibidir. Sosyal medyanın ve fenomen kültürünün yükselişiyle birlikte, bireylerin kendi hayatlarını bir tür performans olarak sunması ve toplumun bu performansı tüketmesi, filmin kehanet niteliğindeki vizyonunu daha da belirginleştiriyor.

Film, ayrıca haberlerin çarpıtılması, gerçeğin saklanması ve halkın manipüle edilmesi gibi konulara da değiniyor. Killian’ın televizyon stüdyosunun, dış dünyadaki yıkımı görmezden gelen, kendi sanal gerçekliğini yaratan bir kale olması, medyanın sorumsuzluğuna dair güçlü bir mesaj veriyor.

Paul Michael Glaser’ın yönetmenliği, aksiyon sahnelerini etkili bir şekilde sunarken, distopik atmosferi de başarılı bir şekilde yansıtıyor. 1980’lerin teknolojisini yansıtan özel efektler ve set tasarımları, filmin o döneme ait bir yapım olduğunu gösterse de, bu durum filmin mesajını zayıflatmıyor. Özellikle Avcılar’ın kullandığı fütüristik silahlar ve Richards’ın kaçış stratejileri, dönemin aksiyon filmlerinin karakteristik özelliklerini taşıyor.

Müziklerde Harold Faltermeyer Dokunuşu

Filmin atmosferine ve aksiyonuna güç katan önemli unsurlardan biri de, Harold Faltermeyer‘in bestelediği müzikler. Faltermeyer, 80’lerin en ikonik film müziklerinden bazılarına imza atmış bir besteci olarak bilinir örneğin Top Gun ve Beverly Hills Cop gibi. Koşan Adam için bestelediği synth ağırlıklı, ritmik ve gerilim dolu müzikler, filmin fütüristik ve aksiyon dolu yapısına mükemmel uyum sağlıyor. Müzikler, hem programın sunduğu hızlı tempolu eğlenceyi hem de Ben Richards’ın hayatta kalma mücadelesinin gerilimini başarılı bir şekilde yansıtıyor. Faltermeyer’in müziği, filmin genel 80’ler estetiğini gözler önüne seriyor ve distopik ortamın kasvetini artırırken, aynı zamanda aksiyon sahnelerine enerji katıyor.

Koşan Adam, bir aksiyon filminden ziyade, günümüz dünya düzenini de düşünmeye sevk eden bir bilim kurgu klasiğidir. Şiddetin eğlence unsuru gibi gösterilmesi, medyanın gücü, baskıcı yönetimler ve insanların hayatta kalma mücadelesi gibi sorunları cesurca ele alıyor. Arnold Schwarzenegger hayranları için ikonik sahneler barındırırken, Richard Dawson’ın unutulmaz performansı tek başına izleme sebebidir.

Günümüz dünyasında, gerçeklik şovlarının, sosyal medyanın ve yalan haberlerin giderek daha fazla yaşamımıza nüfuz ettiği bu dönemde, Koşan Adam’ı izlemek, yıllar öncesinden bir geleceğin ne kadar isabetli tahminler içerdiğini görmemizi sağlıyor. Bu film, basit bir eğlencenin ötesinde, içinde yaşadığımız toplumu ve medyanın rolünü sorgulamamız için bize güçlü bir uyarı niteliğindedir.

Bir yanıt yazın

Başa dön tuşu