Sevmek Zamanı

1965 tarihli Sevmek Zamanı kolay övülebilir yönleriyle sinema seyrini kendine hobi haline getirmiş insanların kültleri arasında yerini aldı. Daha çok Sinema Seyrine Giriş 101 ve 102 seviyesindeki kişilerin favorisi olan bu film hiç kuşkusuz nostaljik çekiciliğiyle de bir sempati kazandı.

Artılarını ve eksilerini hemen belli eden filmi çok beğenenler ya artılarına çok gömüldüler ya da “O zamanın koşullarında iyi film dediler.” Halbuki bu iki kişiden birincisi eksileri göremiyor; ikincisi de şunu diyemiyordu: “O zamanın Türkiye koşullarında iyi film bu Sevmek Zamanı.” O yıllarda dünya sinemasında -ki bunlar başarılı filmler arasında benim izlediğim bazı filmlerdir- The Hustler (1961), Viridiana (1961), The Lawrance of Arabia (1962),  Dr. Strangelove (1964), Alexis Zorbas (1964), For a Few Dollars More (1965), Doctor Zhivago (1965)  gibi filmleri görüyoruz. Sevmez Zamanı teknik yoksunlukları bir kenara bırakarak fikir aşamasında dahi bu filmlerin yanına yaraşamıyor. Sevmek Zamanı hoşlanarak, beğenerek ve mutlu olarak izlediğim; ancak beni benden almayan, görsel şölen diyemediğim, eksiklikleri gözüme giren bir film.

Sana ait bir mesele değil; ben resme aşığım.

Bana sorarsanız filmin konusu Halil’in fetişist aşkı ve bunun çevresindeki debelenmelerdir. Halil resmi görmüş ve resme aşık olmuştur. Resimdeki kadın ve resmi çeken fotoğrafçı onun için önemli değildir. Resim, meta bütünlüğü içerisinde-içindeki kadınla, çerçevesiyle, arka planıyla- onun fetişidir. Bu fetişin en ön planında tabii ki içindeki kadın profili olacaktır. Bu resim haricindeki diğer tüm endirekt ilintili kavramlar Halil’in gözünde aşkının bir parçası değildir. Dolayısıyla Halil bir narsist ve doğal olarak egoisttir. Kadının kendisinin reddi dahi onun için kaçınılmaz ve utanılmazdır. Bu arada fetiş derken çok rahat davranıyorum. Çünkü resimdeki kadının da mahkeme duvarı gibi suratı var. Hani resme bakarak kadını sevsen nesine aşık olacaksın ki zaten? Bir de Halil işi resimle evlenmeye kadar taşıyor. Meral’le olan birlikteliği aklına evlilik fikrini sokuyor. Üzerine bir de Meral’le evlenmemesi ve aslında bunu arzulaması Halil’i evlilik aksiyonuna itiyor. Ve kendi aşkıyla telli duvaklı bir sandal düğünü yapıyor. Vitrin modeline gelinlik giydirerek de putuna put katıyor.

Meral ise heveskar ve maceraperest bir kişilikte. Kendisi tahsilini tamamlamış, klasik müzikten zevk alan, Fransızcası olan (yatakta düşünceye daldığı sahnede yatağın üstünde açık duran Fransızca dergilerden anlıyoruz), iş bulma kaygısı olmayan ve moda gibi lüks ilgilere sahip (aynı dergilerdeki sayfalarda bulunan Gregor-giyim ve Bourjois-parfüm reklamları) bir hanım kızımız. Kısacası Meral’in hayatta derdi yoktur ve bir devinim aramaktadır. İş bulma, yaşamını idame etme kaygısı olmadığından aşka dair arayışlara yönelmiştir. Aşk onun hayatını anlamlı ve heyecanlı kılacaktır. Meral’in yaşamak istediği aşk gerçekçi değil masalsıdır. Bunu Halil’in seviş şeklini arzulamasından anlıyoruz ve aynı zamanda Ovidis’in Sevişmenin Yolu kitabını okuyup hayallere dalmasından çıkarıyoruz (Kitap hakkında bir bilgimin olmadığını da dipnot olarak eklemekte yarar var.) Sırf etkinlik olsun diye beraber olduğu Başar onu anlamaktan çok uzaktır. Atış poligonuna Meral’i götürüp onu eğlendireceğini düşünecek kadar Meral’e uzaktır. Meral’in esaslı bir heyecana ihtiyacı vardır ve bu heyecan Halil’le ayağına gelmiştir. Meral Halil’in aşık oluş şekline vurulmuştur. Hatta tabloyu kıskanmaktadır. Halil’e “Resmin aslı burda, resmi değil aslını sev!” demektedir. Ancak Halil için asıl olan resimdir. Bunu farkeden Meral resme benzemek için gayret göstermiştir. Saçlarını ve makyajını tıpkı resimdeki gibi yapmış, pikaptan çalan Bach ile duygu yoğunluğunu da resme çekmeye çalışmıştır.

Halil Meral’in yakınlaşma taleplerine korkaklık kaynaklı ret cevapları vermektedir. Çünkü Halil yaşadığı aşkı kaybetmekten korkmaktadır. Resim stabildir ve insan değişkendir. Resme olan aşkın determinantı sadece Halil’ken içi rahat olacaktır. Ancak sonradan aşka dahil olan Meral faktörü mevcut aşkına zarar verebilir. İlk zamanlar aynı etkiyi bulamamak korkusuyla tabloya bile bakamamış, şimdi de tabloya olan aşkını kaybetmemek için Meral’le birlikte olmamakta veya birlikteliğini sonlandırmaktadır. Bu korkaklıktan sıyrıldığı anlarda ise Meral’e kavuşmak için can atmaktadır. Poligon’a koşuşu ve sandalı Meral için kıyıya çekişi bunu göstermektedir.

“Ölesiye aşık olmak” gibi romantik kavramlarla duyguların anlatıldığı aşk hikayesinde Metin Erksan birçok sahneyi dönemin sinema kalıplarına tepki olsun diyerek şekillendirmiştir. Bu en net zengin baba sahnesinde görülmektedir. Zengin baba fakir Halil’i hor görmemiş ve benimsemiştir. Bu, o dönemdeki zengin kız fakir oğlan klişesine yapılmış bir atıftır. Aynı zamanda film mutlu sonla bitmemektedir. Başar’ın ikisini de öldürdüğünü, net olarak görmesek de, düşünebiliriz. Ayrıca kısa açık, net ve filtrelenmiş replikler kullanılmıştır. Lüzumsuz ve uzun konuşmalar görmemekteyiz. Her cümle itinayla seçilmiştir.

Filmde her sahnenin resim-resim etki yaratmasında kamera kullanımı, kamera planı ve dekor kanımca en önemli etmenler. Filmde kamera pek hareket etmemektedir. Sabittir ve sahne geçişleri, özellikle ilk dakikalarda, çat çat keskindir. Sabit kamera uzunca sahneler çekmektedir. Kamera hareket ettiği noktalarda da mekanı da aldığı uzak planı korumaktadır. Ve odaklandığı kişiye yönelmektedir. Bu şekilde dekor da vurgulanmıştır. Boş poligon, boyanan boş ev, resmin asıldığı az mobilyalı oda, sadece gelinin ve damadın sandalyesinin olduğu düğün sahnesi ve çevre halkın olmadığı dış mekan çekimleri dekor ve çevre düzenlemelerindeki sade dizaynı ortaya koymaktadır. Film gerçekçi değildir ancak açık anlatım adına sadece senaryoda değil genel yönetmenlik ve sanat yönetmenliğinde de çalışmalar olduğu görülmekte. Filmde her şey anlatıldığı gibidir. Sembolik olan her hangi bir unsur yer almamakta. Yönetmen çeşitli açılardan bu anlatımı başarıyla desteklemiştir.

Filmin en cesur bulduğum yönü dış mekan çekimleri. Günümüzde dahi dış mekanda çekim yapmaktan çekinilmektedir ve özellikle yağmur, ki en sevdiğim, bol bol kullanılmıştır. Hatta yağmur Halil’in Meral’i reddedip tamamen resme dedike bir aşk yaşadığı dönemlerin duygusuyla eşleştirilmiştir. Halil nişanı bozduğunda bu duyguyu tekrar yaşar ve tekrar yağmur yağar. Metin Erksan, Halil “acaba resim yerine Meral mi?” diye dertlendiğinde iç karışıklığı rüzgarla desteklemiştir. Halil ve Meral kavuştuğunda ise her şey günlük güneşlikdir.

Film anlatmak istediğini, anlatmak istediği şekilde anlatmayı başarmıştır. Sevmek zamanı pek de aşina olmadığımız bir denemedir Türk sinemasında. Ama sırf bu yüzden bu filme “görsel şölen”, “o zamanların Türkiye’si için takdire şayan”, “müthiş bir aşk anlatımı diyebilir miyiz? Ben demiyorum, diyenler var. Dövüş sahnesindeki bayağılık filmin genelini çok olumsuz etkilemiştir benim gözümde. Bir kere adam öyle dövülmez. 07’40’’’deki geçiş hatası amatör filmlerde dahi görülmemektedir. Seslendirmeler oldukça yama durmuştur. Hilal ve boyacı dayının sesleri karakterlerle örtüşmemektedir. Klişeden kaçarken ses tonlamalarındaki, ses sanatçıları seçimindeki klişelere takılmak filme yakışır gibi değil. Ayrıca seyirciyi şaşırtan bir anlatım dehalığı filan da göremiyorum. Böyle filmlere Türk sinemasında aç olduğumuz için göğe koyuyoruz. Sevmek Zamanı’nı izlemekten hoşnutum ve mutluyum. Ancak göğe koymuyorum. “Bu film Fransızca olsaydı kıymet görürdü”, “yok Metin Erksan’ın adı ingilizce olsaydı millet nasıl izlerdi” filan… Geçiniz bunları geçiniz. Film aynı zamanda eksikliklerle de dolu. Ses kayıdındaki kalitesizlikler, görüntü kayıtlarındaki teknolojik eksiklikler, berbat afiş ve bahsettiğimiz onca hata dönemin dünya sinemasından çok geriye atıyor bu filmi. Belki Sevmek Zamanı’ndan, 3. dünya ülkelerinde yer alan kayda değer sinema denemelerinden biri olarak bahsedebiliriz.

Filmi izlerken çok gönlümden geçen ancak gönlümden geçtiği gibi çekilmeyen bir sahneden bahsedip incelememi sonlandırmak istiyorum. Poligon’da Meral Halil’e koşarken Başar’ın elinde silah vardır. Şu sahne şöyle çekilebilirdi: Başar’ın sırtından Meral’in Halil’e koştuğu görünmekte. Bu sırada Başar tüfeği Halil’e doğrultur. Halil Meral’e odaklandığı için tüfeği farketmemiştir. Tam ikisi kavuştuğu anda tüfek patlar. Orjinal filmde Halil’le Meral kavuştuğunda uzaktaki bir hedef aralarında gözükmektedir. Tüfek patlar ve bu hedef vurulur. İki aşık durumun farkında değillerdir ve sarılırlar. Metin Erksan’ı bu sahne için eleştirmiyorum; ama dediğim şekilde çekilseydi çok etkileyici olabilirdi. Hem Başar’ın durumu kendine yediremediği, erkekliğini koruyacağı ve tehditkar olduğu görülürdü, hem de filmin sonuna bir atıfta bulunulmuş olurdu.

Facebook Yorumları

Hakkında Gulmolla

İlgilinizi Çekebilir

Hacksaw Ridge; Biz ne yapmışız ki?

  Geçtiğimiz günlerde izleyebildim filmi. Sinemada izlenmesi gereken filmler vardır ya o da onlardan biri. …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*