Sadece Tanrı Affeder

Nicolas Windin Refn Danirmaka’lı sinema dünyamıza “Driver” adlı filmiyle hızlı giriş yapmış bir yönetmen. Driver filmiyle kendine has stilini birazda olsa biraz tattıran Nicolas “Sadece Tanrı Affeder” ile Tarantino’ya atıfta bulunuyor.

İlk filmini 1996’da verse de Andrew Dominik ile birlikte 2000’lerde adını duyuran en önemli ‘stilize suç filmi’ yönetmenlerinden olan Nicolas Winding Refn, asla türün 90’lardaki video klip estetiği geleneğini bünyesine taşımaz. Onun hedefi belirgin bir atmosfer yaratırken, bunun içerisine iyi yazılmış diyalogları, şiddet dozajını, hipnoz etkisi yaratan müzik kullanımını, üzerine uğraşılmış ses-ses kurgusu bağlantısını, bilinçaltına sızma görüşünü, durağan çerçeveleri ve gizem duygusunu enjekte etmektir. Elbette bu parçalar bir bütünü oluştururken, David Lynch’den Herschell Gordon Lewis’e uzanarak ‘uçları bir araya getirme’ düşüncesini devreye sokup her filmde aynı ‘karışım’a denk gelmezler.

Tekrardan Ryan Gosling’le çalışma isteği karakterlerini onda bulduğu gerçeğini bizlere gösterirken Ryan’ın performansı yadsınamaz. Driver filmiyle kamera açıları ve soğuk kanlı ciddi şiddet sahneleri ile Danimarka’lı bir Tarantinonun geleceğini önceden sezmiştim.

onlygodforgives

Ancak zira Nicolas filmlerinde şiddeti ön planda tutmasını düşüncelerinin şiddetten yana olduğunu göstermemekle birlikte (ironi)  hayata bakış açısının ve problemlere acımasız bakışını filmlerde bu şekilde yoğurmasını görüyoruz.
Nicolas “Tanrı Affetmez” ile uzak doğunun (Bangkok) seks kölelerin kol gezdiği karanlık dipsiz ve umutsuz bir o kadarda çaresiz ve acımasız ortamına bizleri götürürken insanın içindeki şeytanı bir kez daha çıkararak Tanrı’nın insandan daha merhametli olduğunu kendi Sinematografi stili birlikte Tarantino vari sahneleri ile önümüze sunuyor. Bangkok’da suç düzeyi öyle geniş ki adalet Polisleri yozlaştırmış biçimde kana kan dişe diş bir cezalandırma sistemine mahkum kılmış.

Bangkok’ta kardeşi Billy ile bir boks kulübü işleten Julian, esas gelirini buradan yürüttüğü uyuşturucu ağından kazanmaktadır. Güzel zamanlar, kardeşi Billy’nin genç bir kızı öldürmesiyle sona erer.
Billy tamamiyle sebepsiz ve kişisel zevklerinden ötürü psikolojisi ve ruhunun bambaşka yerlere uçtuğu egosundan kaynaklı cinayet işlemiştir. Julian, Billy gibi değil aksine soğuk kanlı ve adalete inanan bir suçlu. Billy’nin sebepsizce ve psikopatça işlediği cinayetten sonra kardeşinin intikamını alması için üzerine düştüğü görevi yerine getirmekte terredütünü açıkça görürüz.

Çünkü Billy 15 yaşında bir kıza tecavüz etmiş ve vahşice öldürmüş Bangkok’un emekli bir başka psikopat komiser emeklisi öldürülen kızın babasına tek eli karşılığında Billy’i öldürme izni vermiştir. Buna karşılık kızın babasını öldürmeyi red eden Julian’ın tutumu annesini çileden çıkarmıştır. Ara ara dehşet verici dayanılmaz sahneleri olan filmde ortamı yumuşatmak için Polis emeklisi bizlere uzak doğu müziği ziyafeti sunmakta. Ancak bu sahnelerin amacı filmin süresini doldurmak değil elbette.. oldukça yavaş işleyen ama 120 dakika gibi standart bir süreye sahip filmde Bangkok’da adaleti Tanrı’nın sağladığını değil kana kan emreden şarkılar söyleyip dinleyen vahşi suçlara karşı merhameti ayakların altına alan polislerin sağladığını göstermekte. İnsan en zor durumlarında Tanrı’nın merhametine sığınmış ve ondan yardım dilemiştir.

Patroniçe olan anneleri Crystal, ilk uçakla oraya gelerek Julian’dan kardeşinin katillerini bulup intikamını almasını istedikten sonra Merhamet kelimesinin yakınlarına bile yanaşamayacağımız intikam saçmalığı bizleri beklemektedir. Sonuç olarak insanın bu derece dipsiz ve standart adaletin çöpe atıldığı ortamda insanoğlunu içinde tuttuğu canavarı salarak ne kadar uzağa gidebileceğini bizlere gerçekçi ve dayanılmaz sahneleriyle bizlere göstermekte. Öyle ki sadece sana diz çökerim toprak parçasından yarattığın insana değil diyen Şeytan’ın bu tutumu sebebi ile Tanrı’nın huzurundan kovulması ve lanetlenmesinin ardından  şeytan sana benim diz çökmem için emrettiğin varlığın ne mal olduğunu göstereceğim yeter ki izin ver dediğini biliriz. İnsanın yanında aslında Şeytanın sadece bir günah keçisi olduğunu Nicolas bizlere artistik kendine has kamera açıları bilinç altı halisülasyon oyunları ve renk filtreleriyle bir uzak doğu sineması tadında bizlere harmanlamış. Bizler Tanrı ve Şeytan’dan elbette ki korkarız peki ya … bizler bizlerin gerçekten nasıl bir mahlukat olduğunu gerçekten biliyor muyuz ? Merhametin bizler için ne anlam ifade ettiğini aramaya koyulurken merhametin Tanrı’dan geldiğini söyleriz. Öyle ki bizlere göre Tanrı bağışlayıcı ve affedicidir. Bin kez arka arkaya aynı günahı işleyip tövbe ederiz. Ama Nicolas’a göre asıl korkmamız gereken Şeytan ve Tanrı’ mı dır ?  Sadece Tanrı Affeder peki ya biz?

Facebook Yorumları

İlgilinizi Çekebilir

Hacksaw Ridge; Biz ne yapmışız ki?

  Geçtiğimiz günlerde izleyebildim filmi. Sinemada izlenmesi gereken filmler vardır ya o da onlardan biri. …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.