Cahilliğin Unutulmaz Erdemi

Dram unsurunu en yoğun şekilde işleyen natüralistik yönetmen olarak aklımdadır hep Meksikalı yönetmen Innaritu. 21 gram, Babel gibi yapıtlarıyla pür dikkat çekmiş kendini benimsettirmişti. Ancak bu kez o bildiğimiz Innaritu yok karşımızda. Sende mi Brütüs? diyecek kadar akademi üzerinde odaklanmış bir filmle karşımıza çıkmış. Kötü mü yapmış? Valla orasını kendi bilir ancak benim bildiğim şey yapılan hiç birşeyin elbette kötü olmadığı. Büyük bir risk almış sınırlarının ve tarzının dışına çıkmış ve “Gerçek hayatta kurgu olmadığını gördüğümde bu filmi tek plan almaya karar verdim” sözünü tutarak “Continuous shooting” dediğimiz tek sekanslı bir filmle gelmiş.

“Birdman” Hiç Bir Zaman Uçamadı!

Peki ne anlatmış Meksikalı bu filmde? Yüzeysel olarak ego savaşı veren bir aktörün kendi ve daha önce onu bir nebze meşhur yapan rolü olan “Birdman” karakteriyle mücadelesini anlatmış. Birdman’den sonra yavaş yavaş yok olmuş.. sanat hayatı yok olmaya gittiği gibi özel hayatıda altüst olmaya doğru hızlıca yol almış. Tüm bu hayatındaki unsurları Broadway tiyatrosu ve civar sokaklarında sürekli aktif kamerayla görüyoruz. Tiyatro etrafında dönüyoruz. Birdman’in garip anlarına tanık oluyoruz.

Geçmişte olan filmlerle yeni filmleri bağdaştıran bir benzerlik görebiliriz. Yapımcılar diğer filmlere referanslar yoluyla kendileri üzerine getirmek amacıylaa karşılaştırmalar yapıyorlar .Burada da 60’lı yılların Jean-Luc Godard’ın renk filmlerinin o ilginç renkli açılış sahnelerinden bir esinti seziyoruz.

birdman2

“Birdman” sıradan tiyatro ve basit sinema kompozisyonlarını karmaşık iskeletinin teknik cüretiyle hamurluyor. Ve Michael Keaton’a burada akademilik bir performans için fırsat tanıyor . Ek olarak, Inarritu’nun önceki filmlerden klişelerine ve hilelerine, tüm estetiklerine az da olsa yer verilmiş gibi hava seziyoruz.. neticede Innaritu’nun Holywood versiyonu böyle oluyormuş diyebiliriz. Birdman’da uzun süreçler neticesinde tiyatrodan sinemaya çevrilmiş bir esere şahit oluyoruz aslında. Film aktörünün kendini tekrar kanıtlama çabası içerisinde Innaritu sahneyi sürekli kayıt altında tutuyor. Kamera her daim hareketteyken aktörü takip ediyor ve diğer karakterlerinde müthiş giriş ve çıkış zamanlamaları ile bize istikrarlı sürdürülebilirlik ve tiyatroda karakterize olma yeteneğini çok iyi bir şekilde gösteriyor.

Sinema ve tiyatroda diyalektik gerilim var yani  soru ve cevaplar ortaya atarak münazara yapma. Bir aktörü tiyatro sahnesine koyup kalabalığın karşısına çıkartırsanız bu tiyatro oluyor ancak oraya birde kamera koyup kamera kaydı alırsanız bunun biraz daha sinema formuna yaklaştığını söylemek abes kaçmaz.  Daha da somutlarsak herhangi bir eczacıyı dışarıda çalışırken çekerseniz bu “sinema” formu oluyor ama kamerayı kaldırın bu sefer bu tiyatro olmuyor.. ancak oraya bir “izleyici” yerleştirirseniz o zaman “tiyatro” formu oluyor.

Fakat tiyatroyu her zamankinden daha kuvvetli yapan şey ise elbette “sonsuz küçüklükteki” jest ve mimikler oluyor bu jest ve mimikler seyirci önünde büyük bir etkiye sahipken.. kamera önünde aslında hiç bir etkiye sahip değiller. Bu yüzden sinema ve tiyatronun aslında çok ayrı sanatlar olduğunu ve bu filmde iki sanatı bir araya getirmenin zorluğunu ve riskini kabul eden ve bunu bir nebze başarıyla aşan Innaritu’yu taktir etmemek haksızlık olur.

Innaritu ortalama bir “casting” oluşturuyor. Michael Keaton, Edward Norton, Emma Stone, Zach Galifianakis, Andrea Riseborough, Amy Ryan, and Naomi Watts ve bu oyuncular aslında bizlere şunu gösteriyor.. Tiyatro oyunculuğundan sinema oyunculuğuna geçiş çaba gerektirirken sinema oyunculuğundan tiyatro oyuncluğuna aslında bir çaba gerekmiyor. Bunun şahsi yorumum olmasıyla birlikte özellilke belki bu oyuncuların geçmişteki tiyatro becerileri bu açığı kapatıyor olabilir.

Sonuç olarak Birdman filmi ego ve ün savaşı veren bir aktörün hikayesini anlatmaya çalışıyor olsa bile de aslında ana temada bence anlatmaya çalıştığı daha farklı şey var bence “Birdman” bir aktör ne kadar limitleri zorlayabilir? Bir aktör en iyi ne yapabilir? sorusunu soruyor kendisine ve bizlere. Bu bir başarı! fakat ne yaptı?.. Aslında Riggan Thompson’un gerçek hayatta yaptığını yaptı. Kendisini yeniden yarattı akabinde teknik becerilerini kullanarak profesyonelliği göstermek için çabaladı hayal gücünü değil çünkü aslında “Birdman” onun için bir hayal gücüydü ve asla gerçek olmayacağını biliyordu. Ve burada yapmadığı şeyde aslında (yönetmen yapması için ilham verebilirdi ona kalmış) hikayenin dışına çıkmadı ve kendi içinde renksiz ama parlayan gizemli, indirgenemez bir konu olamadı. İşte bu film aktörülüğünün esasıdır “performans değil” “yorumlama hiç değil” müthiş bir fikrin varlığını ödünç almaktır.

“Birdman” sevimli bir biçimde üstünkörü tiyatronun sinemaya karşı ve sanatın ticarete karşı ikilemini gösteriyorTıpkı beyaz bir filin sakladığı ürkek bir bilgeliği temsil eden fareyi sakladığı gibi. Bu ustalık gerektiren zorlu ve iddialı yapım tek kelimeyle orjinal olmayan bir dramayı bizlere sunuyor… Ve bu drama Akademiyi sarsabilir.

Facebook Yorumları

İlgilinizi Çekebilir

Knock Knock

Hiç bir kadın masum değildir! Öyle midir? Bilemem ama dünya genelinde erkek egemen toplumda yetiştiğimiz …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.