Yönetmenlerden Büyük Sözler

Aşağıdaki derleme, doksanlı yıllarda elden geçirdiğim sinema dergilerinden ve başta Atilla Dorsay imzalı olmak üzere -ismini hatırlamadığım- birkaç kitaptan alınmış sözlerden oluşmaktadır. “Yönetmenler” ve “Oyuncular” olarak ikiye ayırdığım derlemenin yönetmenler kısmı, sinemanın abecesine dair çok güzel bilgiler içermekte. Her yönetmenin kendi tarzı ve hayat görüşü var, bunları okumuş olmak bile filmlerini izlerken bambaşka bakış açıları geliştirmenize faydalı olabiliyor. Benim için yeri her daim ayrı olan Hitchcock’u ayrı bir yazının konusu yaparak bu derlemeden ayırmıştım. Şimdi Woody Allen’dan Fred Zinnemann’a uzanan bu yönetmenler galerisinde uzun bir tur atalım ve sinema tarihine bir de onların gözünden bakalım. İşte büyük yönetmenler ve onları büyük kılan sanatlarına dair sözleri.

Ölümden korktuğum falan yok. Sadece o geldiğinde orada olmak istemiyorum.
Woody Allen

Film yapmak, birçok kereler yaşamak için bir şanstır.
Robert Altman

Eski filmlerime karşı kendimi bir baba gibi hissederim. Çocuklarınızı dünyaya getirirsiniz, sonra onlar büyür ve sizi terkederler. Zaman zaman birlikte olursunuz ve onları yeniden görmek sizin için her defasında büyük bir keyif olur.
Michelangelo Antonioni

Elimden gelenin en iyisini anında yapmaktan başka bir ahlakî kaygım yok. Korku, kararsızlık ya da fosilleşme, sanat alanında yeteri kadar şeye damgasını vuruyor ya da çarpık teoriler doğuyor.
Ingmar Bergman

Hep Eugene O’Neill’in ünlü sözünü anıyorum: ‘İnsanın Tanrı ile olan ilişkisini ele almayan tüm dramatik yapıtlar önemsizdir. Yani her türüyle sanat, bir etik (ahlâk) sorunudur. Hristiyanlığı ben ana sütüyle birlikte emdim. Onun kimi arketiplerinin bilincimin derinliklerinde çakılıp kalmış olması, kimi olayların ve davranışların Hıristiyanlık öğretisine uygun olması doğaldır.
Ingmar Bergman

İster inançlı olayım ister inançsız, ister Hıristiyan olayım ister putperest, ovada yükselen o katedralin yaratıcı sanatçılarından biri olmak isterim. Çünkü varlığımın bir bölümü, canavar veya şeytan, önemi yok, o bütünün görkemi içinde yer almış olacak.
Ingmar Bergman

Benim için birinci emir şu: Her zaman ilgi çekici ol. Seyirci benden bir duyuş, bir duygu, bir neşe, yeni bir canlılık bekleme hakkına sahiptir. Bunun için her yol mübahtır: Başarısızlık yolu dışında. Kendi kendine karşı dürüstlük ve başdönmesi, esinimiz için gerekli olan şeylerdir.
Ingmar Bergman

İnsan Yüzü, çalışmamızın çıkış noktasıdır. Kamera tümüyle nesnel bir gözlemci gibi yaklaşmalıdır ona. Aktörün en güzel ifade aracı bakışıdır. Sadelik, konsantrasyon, ayrıntı titizliği… İşte her sahnenin ve sonunda bütünün değişmez öğeleri bunlar olmalıdır.
Ingmar Bergman

Sinema, filme alınmış tiyatrodur.
Robert Bresson

İki tür film vardır: Tiyatronun öğelerini kullananlar (aktörler, mizansen vs) ve Sinematografi’nin olanaklarına başvurup, kamerayı sadece yaratmak amacıyla kullananlar.
Robert Bresson

Sinematograf, hareket halinde görüntülerle ve seslerle oluşan bir yazı biçimidir.
Robert Bresson

Parmağımı kestiğimde bu bir trajedidir. Açık bir lağım çukuruna düşüp öldüğümde bu bir Komedi‘dir.
Mel Brooks

Sinema, duygular, düşler ve içgüdü dünyalarını anlatmak için en iyi araçtır.
Luis Bunuel

Böcekleri her zaman heyecan verici bulmuşumdur.
(Salvador Dali ile çalışmalarına dair)
Luis Bunuel

Dali ile tanışıp gerçeküstücülüğü kavrayınca, yaşamda insanoğlunun uymaktan kaçınamayacağı kendine özgü bir ahlâk olduğunu keşfettim ve Dali aracılığıyla insanın özgür olmadığını öğrendim.
Luis Bunuel

Gerçeküstücülük (sürrealizm), bana insanın ahlâk duygusundan tümüyle kendini sıyıramayacağını gösterdi. İnsanın kayıtsız bağımsızlığına inanıyordum, ama sürrealizm de izlenmesi gereken bir disiplin buldum ve bu bana, olağanüstü ve şiirsel bir büyük adım attırdı.
Luis Bunuel

Dramlarda bazı hatalar yaptığımı itiraf ediyorum. Ben, aktör ağladığında dram olduğunu düşünüyordum. Oysa izleyici ağladığında dram oluyor.
Frank Capra

Film çekmeye başladığımda, Frank Capra türü filmler yapmak istedim. Ama bu çılgın, sert filmlerden başka bir şey yapmayı başaramadım; insan neyse odur.
John Cassavetes

“Antonioni, beni fazlasıyla sıkıyor”, “Godard’ın filmlerinden hiçbir şey anlamıyorum”, “Tarantino izlemek bir çocuğun şiddet ve seks fantezilerini izlemek gibi”. Biraz çocuksu, biraz kindar, biraz saçma. Alıştığımız jargonlarından çıkarak birbirlerine bazen hakarete varabilecek mesajlar göderen yönetmenler, lafın altında kalmamanın yolunu bir şekilde buluyorlar. Birbirine çamur atma hususunda çok başarılı, sinema dünyasının en ünlü yönetmenlerinden derlenen efsane atışmalar şöyle:

Francois Truffaut’dan Michelangelo Antonioni’ye:

Antonioni, hakkında hiçbir güzel şey söyleyemeyeceğim tek önemli yönetmen. Beni sıkıyor; çünkü her zaman ciddi ve espri anlayışı hiç yok.

Ingmar Bergman’dan Michelangelo Antonioni’ye:

Fellini, Kurosawa ve Bunuel, Tarkovsky ile aynı çizgide ilerliyor gibi görünüyor. Ancak Antonioni’nin kendi can sıkıcılığı sebebiyle süresi dolalı çok oldu.

Ingmar Berman’dan Orson Welles’a:

Benim gözümde sadece muzip biri; çünkü boş, ölü ve hiçbir ilgi çekici yanı yok. ‘Citizen Kane’ ile eleştirmenlerin sevgilisi oldu ve sıkıcılıkta sınır tanımadı. Herşeyin üzerinde, gösterilen performansın hiçbir değeri yoktu. Buna rağmen, bu filmin gördüğü saygıya hala inanamıyorum.

Ingmar Bergman’dan Jean-Luc Godard’a:

Onun filmlerinden hiçbir şey anlamıyorum. Sürekli bir sahte entellektüellik söz konusu. Sinematografik olarak hiçbir ilginç yanı yok ve son derece sıkıcı. Hayatımda böyle sıkıcı adam görmedim. Sanki filmelerini eleştirilmek için yapıyor.

Orson Welles’tan Jean-Luc Godard’a:

Yönetmen olarak sinemaya katıkısı belirli; ancak benden onu bir düşünür olarak ciddiye almamı beklemeyin. Verdiği mesajlar toplu iğne başı kadar etmez.

Werner Herzog’tan Jean-Luc Godard’a:

İyi bir kung-fu filmi ile kıyaslandığında Godard’ın filmleri sahte entel parası gibi geliyor.

Jean-Luc Godard’dan Quentin Tarantino’ya:

Tarantino, prodüksiyon şirketine benim filmimin adını verdi ama keşke onun yerine para verseydi.

Harmony Korine’den Quentin Tarantino’ya:

Tarantino diğer filmlerle oldukça alakalı gibi görünüyor; aslında bunu diyerek tüm filmleri kendine mal etmesinden bahsediyorum. İlk anda eğlenceli de olsalar bu filmlerde geçersiz bir taraf var; dümdüz bir pop kültüründen besleniyor.

Nick Broomfield’tan Quentin Tarantino’ya:

Onu izlemek okul yıllarındaki bir çocuğun şiddet ve seks fantezilerini izlemek gibi. Tarantino annesi alt katta fasulye pişirirken odasında kendini tatmin eden çocuklardandı herhalde.

Spike Lee’den Quentin Tarantino’ya (‘Zenci’ kelimesi hakkında):

Ben bu kelimeye karşı değilim ve aşırıya kaçmamak kaydıyla kullanıyorum. Çünkü bazıları bu ağızla konuşur. Ancak Quentin bu kelimeye delicesine aşık; şerefli bir siyahi mi olmak istiyor anlamadım.

Spike Lee’den Tyler Perry’ye:

Artık siyahi bir başkanımız var; yoksa ‘Mantan Moreland’ ve ‘Sleep ‘n’ Eat’ (siyahilerle ilgili filmler) gibi filmlere geri mi dönüyoruz?

Tyler Perry’den Spike Lee’ye:

Spike cehenneme kadar gidebilir. Bunu yazın; Spike kahrolası çenesini artık kapatmalı!

Clint Eastwood’tan Spike Lee’ye:

Onun yerinde olsam yüzümü bir şeyle kapatırdım.

Jacques Rivette’ten Stanley Kubrick’e:

Kubrick bir makina, mutant ya da Marslı olmalı. Bu adamın hiçbir insani duygusu yok. 2001’de olduğu gibi bir makina diğer makinaları filme aldığında komik işler ortaya çıkıyor.

Jacques Rivette’ten James Cameron ve Steven Spielberg’e:

Cameron’a şeytan diyemem; en azından Spielberg gibi aşağılık herifin teki değil. O galiba yeni De Mille olmak istiyor.

Jean-Luc Godard’dan Steven Spielberg’e:

Onu kişisel olarak tanımıyorum; ancak filmleri o kadar da iyi değil.

Alex Cox’tan Steven Spielberg’e:

O bir yönetmen değil; şekerlemeci.

Tim Burton’dan Kevin Smith’e (Smith’in Burton’ı Planet of the Apes’in sonunu kendi çizgi romanından çalıdığı suçlaması üzerine):

Beni tanıyanlar hayatımda hiç çizgi roman okumadığımı bilirler. Özellikle Smith tarafından yazılan herhangi bir şeyi okumam ise düşünülemez.

Kevin Smith’ten Tim Burton’a:

Onun yaptığı Batman’i izledikten sonra hiç çizgi roman okumadığını anlamalıydım.

Kevin Smith’ten Paul Thomas Anderson’a:

Onun Magnolia’sını bir daha asla izlemem; ama ibret olsun diye saklarım. Çünkü bu film bir karakterde ya da çalışmada davul gibi şişmiş megolomanlığın bulunmasının ne kadar kötü bir özellik olduğunu çok güzel ortaya koyuyor.

David Gordon Green’den Kevin Smith’e:

Standardı çok düşürdü. Annesi babası onunla gurur duyabilir; ama ben hiç bir zaman bilet alıp filmini izlemeye gitmem.

Werner Herzog’tan Abel Ferrara’ya:

Onun kim olduğu hakkında hiçbir fikrim yok; bırakın yel değirmenleriyle atışmaya devam etsin. Onun hiçbir filmini izlemedim; İtalyan mı; Fransız mı; gerçekten kimdir o?

David Cronenberg’ten M. Night Shymalan’a:

Bu heriften nefret ediyorum. Sıradaki soru lütfen…

Alan Parker’dan Peter Greenaway’e:

Filmleri yapmacık tavırlarla dolu.

Ken Russell’dan Sir Richard Attenborough’ya:

Kendini tatmin etme duygusu ve filmlerindeki tekrarlar onu bu karikatürün suçlusu yapıyor. Bu hatalar filmlerinin izleyiciye yaşattığı etkinin köküne kibrit suyu ekiyor.

Facebook Yorumları

İlgilinizi Çekebilir

Bradford Young Büyüleyici Atmosferi Nasıl Sağlıyor?

Bradford Young, bugün Ava DuVernay (Selma) ve son olarak Denis Villeneuve (Arrival) gibi ikonik yönetmenlerle …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*