Ağlatı-Tragedya Sineması

Ağlatı (tragedya), bundan sonra göreceğimiz dram, melodram ve güldürü türleri gibi, sinemanın tiyatrodan geniş ölçüde yararlanarak benimsediği ve kendi kurallarına göre geliştirdiği bir türdür. Ağlatı, kapalı bir çevrede, belirli bir zamanın ve uzamın dışında, günün somut koşullarına bağlı olmaksızın, bir kahramanın başından geçenleri, bu kahramanın duygu ve düşüncelerini yansıtan tiyatro türüdür.

Ağlatı kahramanının olağanüstü, değişmez bir alınyazısı vardır. Bu alınyazısı, kahramanın karşısına hep güçlükler, engeller, Çetin sınavlar çıkarır; bunların Çoğu, kahramanın kendi iç dünyasının yarattığı şeylerdir. Ağlatı
kahramanı bu engel ve güçlüklerle sürekli bir savaşımdadır. Bu savaşımın insanı duygulandıran, sarsan yönü, sonucunun önceden bilinmesidir. Çünkü ağlatı kahramanı ne denli güçlü olursa olsun, yukarıda da belirtildiği gibi, alınyazısını değiştiremez; bu alınyazısının belirlediği sona adım adım ilerler.

Ağlatı kahramanının sonunda alınyazısına boyun eğeceği, yenileceği önceden bilinir. Ağlatının ağır, bunaltıcı, ezici, acıklı bir duyguya yol açması da bundan ileri gelir:
Karşı konulamaz bir yıkımın önsezisi kahramanı da, onun serüvenlerini izleyenleri de sarmıştır. Ağlatı kahramanları, kapalı, dar bir çevrenin içindedirler. Bu çevrenin olağanüstü koşulları vardır. Günlük yaşamdan sıyrılmış, soyut bir dünyadır bu. Bu kapalı, dar, günlük yaşamla ilişkisi kesilmiş çevrede, ağlatı
kişilerinin bir birleriyle çelişen, çatışan duyguları, davranışları, tutkuları bütün yoğunluğuyla ortaya çıkar. Ağlatı kahramanının en büyük savaşımı kendi kendisiyle olanıdır.

Sinemadaki ağlatı, bu özelliklerin başlıcalarını taşır; ama bir yandan da hem sinemanın özelliklerine hem de yirminci yüzyılın sanatı olan sinemanın yer aldığı çağın özelliklerine kendini uydurur. Çünkü sinema günlük yaşayışla bağlarını bütün bütüne koparamaz; dolayısıyla, sinemadaki ağlatı da günlük yaşayışla bütün bütüne ilişkisiz değildir; sinemadaki ağlatı, tiyatrodaki ağlatıda olduğu kadar dış dünyadan sıyrılmamıştır. Fakat, dış dünya, toplumsal koşullar sinemadaki ağlatıda da pek büyük yer tutmaz; sinemadaki ağlatıda da dramatik yapı duygular, tutkular, insanların değişmez sorunları üzerine kurulur.

Geleneksel ağlatıda Tanrıların çizdiği alınyazısının yerini, sinemadaki ağlatıda kahramanların yaradılışlarından, ruhsal yapılarından, yetişmelerinden, toplumsal durumlarından ileri gelen bir değişmezlik alır. Sinemadaki ağlatının kişileri, bu değişmezliğe karşı koyamadıkları içindir ki, belli bir sona doğru önüne geçilmez biçimde ilerlerler. Geleneksel ağlatının kapalı, dar çevresi, sinemada da genellikle kendini küçük, kapalı, dar, az sayıda bezemde gösterir.

Sinemadaki ağlatıda kişilerin ruhsal yapılarını, duygularını, bunların gelişmesini anlatmak önem kazanır. Dramatik yapının sağlam bir nitelik taşımasına dikkat edilir. Oyun, çekim ölçeğindeki yakın çekimler, aydınlatma, söyleşme ön sıraya geçer. Sinemadaki ağlatı, genellikle düz anlatımla gelişir; yavaş kurgu ağırlık kazanır.

Kaynak
Nijat Özön
100 Soruda Sinema Sanatı

Facebook Yorumları

İlgilinizi Çekebilir

Fransız Siyasal Sinemasında Angaje Gruplar

1968 Mayısı: Siyasal Sinema Nedeni 1968 Mayıs’ı siyasal sinemaya taze bir kan getirmiştir. Fransa’da öğrencilerin …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*